16.12.09

Ağlamak İstiyorum, Hıçkıra Hıçkıra...


Bir yerlere hapsolmuşum yalnızlığımla.
Bir belirsizlik hadisesi almış başını gitmiş, belirleyememişim.
Ölüm bile esirgenmiş benden, ölememişim.
Ve şimdi ellerime baktığımda, yorgun çizgilerden başka,
Hiç bir şey yok, sıkıca tutmam gereken…
Sonra bir iki damla düşerse düşer ellerime
Gökyüzünden belki, belki gözlerimden
Ama ıslatmaktan başka ellerimin yorgun çizgilerini,
Temizlemiyor geçen yıllarımı…
İçimde sıkışıp kalan heyecanlar
Ve bazen gözlerimden akıp gidemeyen yaşlar
Şimdi bir garip isyandalar…
Oysa yapacak hiçbir şey yok, anlamıyorlar
Benden geriye kalan birkaç kâğıtla
Güzel yazan bir iki kalem, bilmiyorlar
Tekrar yaşanası anıları yırtıp attım, görmüyorlar
İnsanları ellerimle yaktım, hissetmiyorlar…
Ve şimdi gökyüzünden gelen yaşlar
Gözyaşlarıma karışıyorlar
Ve bir sıcaklık arıyor ellerim
Bulamıyorlar…
Hiç bulamıyorlar…

Barış Manço~Hatırlasana

12.12.09

Edebiyat!

Çok sıkıcı görünüyor birçok insana “edebiyatla uğraşmak”. Düşünsenize saatlerce kitap okumak, dışarıda millet fink atarken elin şişene kadar yazı yazmak, ne kadar da yaşlı insan işi bir uğraş.

Eskiden -eskiden dediğim baya çocukken- kendimi ifade etme aracım müzikti. İlk konuştuğum şey müzikti, ilk sorduğum şey müzikti. Mihen denince akla “rock müzik” gelmeliydi en başta. Öyle de oldu sanırım bir müddet sonra. Özleştirdim ben adımı müziğe olan tutkumla. Devam ediyor, bitmedi. Sadece sırasını kaptırdı.

Kendimi ifade ediyordum dedim ya, etmiyormuşum, ettiğimi sanıyormuşum, sonradan anladım. Başkalarının uydurduğu bir kalıbın içine kendimi sokmaya çalışıp “onlardanım” deyip mutlu oluyormuşum. Müziğe olan tutku, hele hele benimki gibi küçücükken başlamış bir tutku kolay kolay bitmez, bitmesini asla istemem. Ama artık kendimi gerçekten ifade edebiliyorum. Kurallarını kendim yazıyorum bu oyunun, istediğim yere sürebiliyorum topu, kale istediğim yerde, goller istediğim miktarda. Her şey benim istediğim gibi. Bencilce görünüyor ama değil. Bir amacınız varsa hiç bencilce değil.

Edebiyat çoğu zaman kendine yönelik bir sanat dalı bence. Hani bir tartışma vardır, sanat için mi toplum için mi edebiyat. Cevap veriyorum, edebiyat edebiyatçının kendisi içindir. Yazanlar bilirler, hani ciddiye alıp bu işi öyle yazanlar, bir yıl önce diyelim yazdığınız bir şeyi okuduğunuzda, içinizde yada dışınızda meydana gelen o değişikliğin sebebi haz değildir de gurur değildir de nedir? Biri okuduğunda sizin içinizden çıkmış bir şeyi ve beğendiğinde övdüğünde içinizde kıpırdayan şey mutluluktur, başka hiç bir şey değil. Ve siz o mutluluğu tekrar tekrar yaşamak için yazarsınız.

Dünyanın döndüğünü bilirsiniz de hissetmezsiniz ya. İçimde biriken cümlelerin varlığını bilirdim ben, her gördüğüm insan yüzündeki bir çizgiye yazılmış paragraflar taşırım içimde. İçimde tekrar ettiğimde yüzümü güldüren, yazmaya başladığımda unuttuğum cümleler bilirim, ben yazayım diye benim çevremde yaşandığına inandığım olaylar bilirim. Dönüyordu da dünya ben hissetmemek için çaba harcıyordum. Ve şimdi boğuluyorum. İçimde birikenler yüzünden. Çok aç olan insan çok yiyemez, yerse karnı ağrır işte ben o ağrıyı aylardır çekiyorum.

Şimdi başa dönüyorum bu “sıkıcı uğraş”a. Beni böylesine yönlendiren bu uğraş sıkıcı kabul ediyorum. Görmesini bilmeyene gökyüzü küçük kar taneleri sıradandır. Ve sıkıcı olarak kalsın, kalsın ki daha fazla insan uğraşmasın edebiyatla, daha fazla ortak istemiyorum ben.

Dipnot: Bu son yazdığım bencilce evet :)

3.12.09

Cevap vermelisin bence ?

          Bir anda deli gibi usanmadan bıkmadan yazan herkesin yazma yeteneği yok olsa. Hatta o kişiler de yok olsa.
         
          Bomboş defterlerim var benim. Utansam da bu durumdan elimden geleni düşünmek “evet, aslında yapabilirim” demek dışında hiç bir şey yapamıyorum. Nedenini çok düşündüm. Bulamadım. Ölü gibiyim, tam olarak ölmüş gibi. Bir insan ihtirasla bir şeyi istemiyorsa, bir amacı yoksa yorulmadan çalıştığı onu elde etmek için, duyguları belli belirsiz esen rüzgârla insanın gözüne kaçan ve bir an önce kurtulmak istediği toz gibiyse o insan ölmüş demektir.
         
           Size düşen soruyu bu cevaplamak;
          “Nasıl bilirdiniz?”